Fi-Media

Sayfa Adresi : https://fi-media.com/haber-detay/3664_prof-dr-zakir-avsar-dijital-dunyada-cocuklarimizi-

Prof. Dr. Zakir Avşar: Dijital dünyada çocuklarımızı nasıl korumalıyız?

(2 Saat, 32 Dakika önce) 2,37 B İzlenme 0 Yorum
ANKARA - BHA Akademisyen ve Haber7

ANKARA - BHA

Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar'ın ''Dijital dünyada çocuklarımızı nasıl korumalıyız?'' başlıklı köşe yazısında şu ifadelere yer verdi:

Tüm dünyanın ortak sorunu haline geldi dijital dünyada çocukların nasıl korunacağı, “sağlıklı” bir geleceğin nasıl teminat altına alınacağı…

Bu konuda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan sıklıkla ilgilileri de, aileleri de uyarıyor. Varlığımızın, geleceğimizin teminatı evlatlarımızın teknolojiye yabancı kalmadan ama teknolojinin kurbanı da olmadan yarınlara ulaşması için tedbirler alınması noktasında ödevler veriyor.

Önümüzdeki günlerde 15 yaş altındaki çocuklarımız için sosyal medya kısıtlamalarını öngören bir takım yasal düzenlemeler gündeme gelecek. Bakalım bu konuda kimler nerede konuşlanacak… Çünkü gündemdeki konu ile ilgili pek çok ülke ve kurum önemine binaen düzenlemeler gerçekleştirmiş durumda…

Birileri yine “özgürlük” sakızı çiğneyerek, birtakım mahfillerin karanlık emellerine, birtakım yapıların çıkarlarına sözcülük edecekler…

Onlar nerede konuşlanırsa konuşlansın, kimin sesi olursa olsun, hakikat ortada…

Dijitalleşme, modern toplumların iletişim biçimlerini olduğu gibi bireyin kimlik inşası, değer algısı ve sosyal ilişkilenme süreçlerini de köklü biçimde dönüştürmüştür.

Bu dönüşümün en yoğun etkilediği kesim ise çocuklar ve gençlerdir.

Gelişim bakımından henüz bilişsel, duygusal ve ahlaki olgunluğa erişmemiş olan çocuklar, dijital platformların sunduğu sınırsız içerik akışı karşısında hem büyük fırsatlara hem de ciddi risklere maruz kalmaktadır.

Günümüzde sosyal medya, çocukların gündelik hayatının merkezinde yer almakta; oyun, eğlence, iletişim ve öğrenme gibi pek çok faaliyetin ana mecrası hâline gelmektedir. Ancak bu durum, çocukların gelişim süreçlerinin giderek denetimsiz, ticari ve algoritmik sistemler tarafından yönlendirilmesine yol açmaktadır.

Türkiye’de yapılan güncel araştırmalar, çocukların büyük çoğunluğunun erken yaşlardan itibaren internet ve sosyal medya ile temas hâlinde olduğunu ortaya koymaktadır. Bu temas, yüz yüze sosyal etkileşimin yerini giderek daha fazla çevrim içi ilişkilere bırakmasına neden olmakta; çocukların sosyal bağ kurma, empati geliştirme ve gerçeklik algısı üzerinde belirgin etkiler yaratmaktadır.

Dijital ortamda sunulan içerikler, çocukların kimlik algılarını, değer yargılarını ve davranış modellerini biçimlendiren güçlü birer sosyalleşme aracına dönüşmektedir.

Özellikle sosyal medya platformlarında öne çıkarılan görsel temelli, hızlı tüketilen ve çoğu zaman gerçeklikten kopuk içerikler, çocukların kendilerini başkalarıyla sürekli karşılaştırmalarına, yetersizlik ve değersizlik duyguları geliştirmelerine zemin hazırlamaktadır.

Bu süreçte ortaya çıkan en önemli sorunlardan biri, çocukların dikkat sürelerinde ve öğrenme kapasitelerinde gözlenen belirgin düşüştür. Sürekli değişen uyaranlara maruz kalan bireylerin, uzun süreli odaklanma gerektiren bilişsel görevlerde zorlandıkları, derinlemesine düşünme ve analiz yetilerinin zayıfladığı bilimsel çalışmalarla ortaya konulmaktadır.

Dijital ortamda geçirilen sürenin artması, akademik başarıyı da, duygusal düzenleme becerilerini de olumsuz etkilemektedir. Çocukların ani haz arayışına yönelmesi, sabırsızlık, dürtüsellik ve tahammülsüzlük gibi davranış biçimlerini pekiştirmektedir.

Sosyal medya kullanımının ruh sağlığı üzerindeki etkileri de giderek daha görünür hâle gelmektedir.

Sürekli onay arayışı, beğeni ve takipçi sayısı üzerinden kurulan değer ölçütleri, çocukların özsaygı algılarını dışsal faktörlere bağımlı hâle getirmektedir. Bu durum, özellikle ergenlik döneminde kaygı bozuklukları, depresyon ve sosyal geri çekilme gibi sorunların artmasına neden olmaktadır. Dijital ortamda karşılaşılan siber zorbalık vakaları ise çocukların psikolojik dayanıklılığını ciddi biçimde zedelemekte, uzun vadeli travmatik etkiler doğurabilmektedir.

Bununla birlikte, çocukların çevrim içi ortamda tanımadıkları kişilerle iletişim kurmaları, onları istismar, manipülasyon ve suça sürüklenme risklerine açık hâle getirmektedir. Dijital mecralarda kimlik gizleme ve anonimlik imkânı, kötü niyetli kişilerin çocuklara kolayca ulaşabilmesini mümkün kılmaktadır.

Bu durum, bireysel güvenliği de, toplumsal güvenlik algısını da zayıflatmaktadır. Çocukların maruz kaldığı bu çok boyutlu riskler, dijital alanın artık bireysel tercihlere, ebeveyn onayına bırakılabilecek bir mecra olmadığını, kamusal düzenleme gerektiren stratejik bir alan hâline geldiğini göstermektedir.

Mevcut hukuki çerçeveler, çoğu zaman zarar ortaya çıktıktan sonra müdahaleyi esas alan reaktif bir yapıya sahiptir.

Oysa çocukların korunması, riskler gerçekleşmeden önce önleyici mekanizmaların kurulmasını gerektirir.

Bu bağlamda sosyal medya platformlarının çocuklara yönelik özel koruma sistemleri geliştirmesi, yaşa uygun içerik filtreleri ve ebeveyn kontrol araçları sunması, yalnızca etik bir sorumluluk değil, aynı zamanda kamusal bir yükümlülük olarak değerlendirilmelidir. Platformların ticari kazanç motivasyonuyla hareket ettiği bir ekosistemde, çocukların üstün yararını koruyacak kurumsal ve hukuki sınırların belirlenmesi kaçınılmazdır.

Uluslararası alanda birçok ülke, çocukların dijital ortamda korunmasına yönelik yaş sınırı, ebeveyn izni ve platform sorumluluğu esasına dayalı modeller geliştirmiştir.

Bu modellerin ortak noktası, sorumluluğun bireylere değil, dijital ekosistemi yöneten aktörlere yüklenmesidir.

Bu yaklaşım, dijital alanın bireysel özgürlükler çerçevesinde ve toplumsal sorumluluk ve kamu yararı perspektifiyle ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Dijital egemenlik kavramı, bu noktada yalnızca veri güvenliğiyle değil, kültürel bütünlüğün ve toplumsal değerlerin korunmasıyla da ilişkilendirilmektedir.

Türkiye açısından sosyal medya düzenlemesi, çocukların gelişim haklarını güvence altına alacak, aynı zamanda dijital ortamda güvenli ve sağlıklı bir etkileşim alanı oluşturacak bütüncül bir politika çerçevesi gerektirmektedir.

Bu çerçeve, yasaklayıcı bir yaklaşım yerine, koruyucu ve önleyici bir anlayış ile hareket edilmektedir. Çıkacak yaşa uygun erişim modelleri, güvenli yaş doğrulama sistemleri, ebeveynlerin sürece aktif katılımını sağlayan araçlar ve şeffaf denetim mekanizmaları, bu politikanın temel bileşenleri olarak çerçevelenmiştir.

Sonuç olarak dijital çağda çocukların korunması, bireysel bir hak meselesi olduğu gibi toplumsal sürekliliğin ve kültürel istikrarın temel şartıdır. Sosyal medya düzenlemesi, ifade özgürlüğünü kısıtlayan bir müdahale değil; çocukların sağlıklı gelişimini güvence altına alan kamusal bir sorumluluk alanıdır. Gelecek kuşakların zihinsel, duygusal ve ahlaki bütünlüğünü korumak, dijital dünyanın sunduğu imkânları etik ve hukuki sınırlar içinde yönlendirebilen güçlü bir toplumsal irade gerektirmektedir.


YORUMLAR

Yorum Yaz
Bu habere daha önce yorum yapan olmadı.
Şimdi ilk yorumu sen yaz.!
YAZARLAR
ARŞİV
GAZETE MANŞETLERİ
KARİKATÜR KÖŞESİ
ANKETLER
Web Sitemizi Nasıl Buldunuz?
Bu ankete toplam 30 kişi katıldı.